Ozon Azalması ve Küresel Isınma

Ingilizce’den çeviren Figen Mekik

Iklimsel ve havaküreyle ilgili tartışmalarda en sıklıkla görülen yanlış algılama, aslında iki ayrı konu olan ozon azalması ve küresel ısınmanın aynı zannedilmesi oluyor. Insanların medya’dan edindiği bilgi azlığı göz önünde bulundurulursa, bu da çok şaşırtıcı bir şey değil. Fakat pek çok senedir meteorologlar, ozon deliğinden güneş ısısı girdiği için dünyanın ısınmadığını anlatmaya çalışıyorlar. Ancak bu iki konu arasında bazı önemli bağlantılar yok değil. Ve bu bağlantılar iki sorunu da çözmek için atacağımız adımları olumsuz yönde etkileyebilir. Meselâ bu hafta Uluslararası Iklim Değişikliği Görevgücü’nün yeni raporu yayınlandı. Bu raporda Montreal Protokolü (ve pek çok eklemeleri) gereği, buzdolaplarında ve spreylerde kullanılan CFC’lerin yerine kullanılacak pek çok gazın (HFC ve HCFC) seragazı olma potansiyeli ele alınıyor.

Aslında aradaki ilişkiler iki yönlü. Öncelikle, CFC ve HFCler seragazı niteliğinde; ozon hem seragazı özellikleri taşıyor hem de güneşten gelen ültraviole ışınlarını emebiliyor. Dolayısıyla bu gazların havaküredeki yoğunluğu arttıkça, atmosferin ısınım iletme özelliği etkileniyor. Ikinci konu ise, ozon azalmasını denetleyen kimyasal özellikler yerel ısı ve nemden çok etkileniyor. Yani, iklim değişikliği ozon tabakasını da etkileyecektir.

Ilk kullanılan CFC’ler güçlü seragazlarıdır (aşağı yukarı 0.34W/m2’lik bir zorlama 1850’den beri), ve stratosferdeki ozonun azalmasının sağladığı soğuma etkisine rağmen (-0.15 W/m2), bunlardan havakürede net bir ısınma etkisi oldu. Dolayısıyla bu gazların kullanılmasına son verilmesi hem ozon azalmasına engel olacak, hem de küresel ısınmayı azaltacaktır. Hatta şimdiden CFC yoğunluğu azalmaya başladı bile, ve önümüzdeki onyıllarda iyice azalıcağına inaılmakta. Ancak, CFC’lerin yerine kullanılan bazı gazlar (meselâ HFC-23) ozona bir zararı olmadığı halde, küresel ısınmayı artırma konusunda büyük potansiyel taşıyorlar. Bu gazlardan meydana gelen toplam zorlamanın, CO2’den olana kıyasla küçük olması bekleniyor, ama ne kadar az seragazı olursa havakürede, CO2’nin verdiği zarar o kadar azaltılabilir. Çok şükür ki, başka gazlar da var CFC’lerin yerine geçebilecek, (meselâ amonyak gibi) ve bu gazların ne ozon deliğine ne de küresel ısınmaya olumsuz bir katkısı yok. Ozon azalmasının çaresi belasından beter değil neyse ki.

Diğer yandan, iklimsel değişimin ozon üzerindeki etkilerini daha once Arktik ozon seviyelerini tartışırken konuşmuştuk. Bu ektiler hem kimyasal hem de dinamik. Kimyasal etkilerin özünde, stratosferdeki metan ve su buharı yoğunluğunun artmasından yöresel havaküre kimyasının değişmesi yatıyor. Ayrıca, stratosferin soğuması (havada CO2’nin artmasından kaynaklanıyor bu da) ozonu azaltan reaksyonların üzerinde dolaylı bir etki yaratıyor (ozon azalmasını hızlandırıyor yani). Dinamik olarak, gezegensel ve yerçekimi dalga hareketi (ısıyayma ve jet streamle ilgili) stratosferdeki moment dengesini bozuyor ve Brewer-Dobson devirimli dolaşımını denetliyor. Dolayısıyla, bu tip değişiklikler ileride stratosferik hava dolaşımını etkileyip, stratosferik rüzgârları ve stratosferin genel dengesini bozabilir. Bu dinamik etkiler çoğu zaman güneşten gelecek herhangi bir etkiden daha fazla yerel ısı değişikliklerine (özellikle yüksek enlemlerde) yol açabilir. Meselâ, kutupsal girdabın gücünü değiştirmek gibi (Shindell et al., 1998).

Page 1 of 2 | Next page